02:40 - MANİFEST’İN İLK OTEL KONSERİ 7 AĞUSTOS’TA ANTALYA’DA
02:35 - Medikal Estetik Doktoru Dr. Yasemin Savaş
21:40 - SİVASLILAR GÜNÜ KUTLAMALARINDA EBRU YAŞAR RÜZGARI ESECEK!
19:25 - HİLAL GÜR, MÜZİKTE YARAYI SAKLAYAMAZSINIZ
19:10 - Boujee, Bodrum Asarlık’ta Gün Batımının En Şık Adresi Oldu
19:05 - Dominik’ten Japonya’ya! Bremen’in “ÇITLAT”ı 30’a yakın ülkede!
19:00 - Eda Suluki’den Yeni Tekli: “Cevapsız Sorular”
19:00 - Eda Suluki’den Yeni Tekli: “Cevapsız Sorular”
18:25 - “Çakallarla Dans setine yıllardır aynı heyecanla gidiyorum”
Şubat ayı, takvimlerin en kısa ama anlamların en yoğun olduğu ayıdır.
Şubat ayı, takvimlerin en kısa ama anlamların en yoğun olduğu ayıdır. Kapıdan içeri girer girmez “Ben uzun sürmem” der gibi bakar yüzümüze. 28 günle yetinmek zorunda bırakılmış bir misafir gibidir; az konuşur ama söyledikleri akılda kalır.
Kışın tam ortasında, üşümeye artık alıştığımız bir zamanda gelir Şubat. Ocak gibi yeni yıl heyecanı taşımaz, Mart gibi bahar vaadi de sunmaz. Arada kalmıştır; tıpkı ruh hâlimiz gibi. Soğuk hâlâ kemiklerimize işlerken, günlerin uzadığını fark edecek kadar da umutluyuzdur. Akşamüstleri biraz daha geç çöker, sabahlar biraz daha aydınlıktır. Küçük ama kıymetli değişimler ayıdır Şubat.
Bir de aşk meselesi var elbette. Takvim yaprakları 14’ü gösterdiğinde vitrinler kalplerle dolar, kırmızı rengi sanki yeni keşfetmişiz gibi her yerde görürüz. Sevenler için romantik, sevmeyenler için hafif sinir bozucu bir telaş sarar etrafı. Oysa Şubat’ın aşkı, tek bir güne sığmayacak kadar inatçı ve sessizdir. Kalın montların ceplerinde ısınan ellerde, soğukta paylaşılan bir çorbanın buharında saklıdır asıl romantizm.
Şubat aynı zamanda sabır ayıdır. Kışın bitmesine az kaldığını bilip hâlâ kalın kazakları giymek zorunda kalmanın sabrıdır bu. “Biraz daha dayan” diyen bir aydır. Doğa da öyledir; dışarıdan bakınca her şey donuk ve hareketsiz görünür ama toprağın altında ciddi bir hazırlık vardır. Şubat, görünmeyen emeğin ayıdır.
Belki de bu yüzden serttir biraz. Ayazı keskindir, rüzgârı insana kendini hatırlatır. Ama tam da bu sertliğin içinde karakterimizi yoklar. Ne kadar dayanıklıyız, neye tahammül edebiliyoruz, nelerden vazgeçebiliyoruz… Şubat sorular sorar, cevapları aceleyle istemez.
Takvimden hızla düşüp giden bu ay, bize şunu öğretir: Uzun olmak önemli değildir, dolu olmak yeterlidir. 28 günle de iz bırakılabilir. Bir ay, bir insan, bir an… Hepsi için geçerli.
Şubat giderken arkasında hafif bir yorgunluk ama daha hafif bir umut bırakır. Mart kapıdadır artık. Ama kabul edelim; Şubat olmasa baharın değeri bu kadar anlaşılmazdı.
